İzmit Körfezi yıllarca bir manzaradan ibaret kaldı. Oysa Kocaeli’nin geleceği, denizle yeniden barışabilmesine bağlı.
Kocaeli’de yaşayan herkesin bir körfez hatırası vardır. Kimi için çocukken babasıyla tuttuğu ilk balık, kimi için sahil yolunda yapılan uzun bir yürüyüş, kimi için de fabrika bacalarının arkasından batan güneş. Ama bu hatıraların çoğunda deniz, uzaktan bakılan bir şeydir. İçine girilmeyen, kıyısında oturulmayan, sadece seyredilen bir şey.
Bu şehir, uzun yıllar boyunca körfeze sırtını döndü. Sanayi büyüdükçe kıyılar fabrikalara, limanlara ve yollara ayrıldı. Bu bir suçlama değil; Kocaeli’nin bugünkü ekonomik gücünü o yıllara borçlu olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Ama bir şehrin yalnızca üretmesi yetmez. İnsanların o şehirde yaşamaktan keyif alması da gerekir.
Kıyı kimin?
Son yıllarda sahillerde yapılan düzenlemeler, yürüyüş yolları ve parklar önemli bir adım. Akşamüstü sahile inen aileleri, bisiklet süren gençleri, banklarda sohbet eden yaşlıları gördükçe insan umutlanıyor. Demek ki şehir, denizle buluşma fırsatı bulduğunda bunu kaçırmıyor.
Yine de sormamız gereken bir soru var: Kıyı kimin? Körfezin her metresi bir yatırım alanı olarak mı görülecek, yoksa şehrin ortak nefes alanı olarak mı? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda Kocaeli’nin nasıl bir şehir olacağını belirleyecek.
Temiz bir körfez mümkün
Körfezin kirliliği yıllarca konuşuldu. Bugün durumun eskisinden daha iyi olduğunu söyleyenler de var, hâlâ yolun uzun olduğunu hatırlatanlar da. İkisi de haklı. Denetimin sürekliliği, sanayinin sorumluluk alması ve vatandaşın da kendi payına düşeni yapması olmadan temiz bir körfez hayal olarak kalır.
Bir şehrin denizine nasıl davrandığı, aslında kendine nasıl davrandığını gösterir. Körfeze atılan her atık, bir gün sofraya, çocuklarımızın oynadığı sahile, nefes aldığımız havaya geri döner.
Yeniden yüzümüzü denize dönmek
Kocaeli, sanayisiyle Türkiye’nin yükünü taşıyan bir şehir. Ama bu yükü taşırken kendi insanını unutmamalı. Sahiller halka açık kalmalı, körfezin temizliği bir kampanya değil kalıcı bir politika olmalı, şehrin planlaması denizi merkeze alarak yapılmalı.
Belki bir gün çocuklarımız körfezi sadece uzaktan seyretmek yerine, kıyısında oturup ayaklarını suya sokabilecek. O gün geldiğinde, bu şehrin gerçekten yüzünü denize döndüğünü söyleyebiliriz.
